img-01

Haber & Etkinlikler

Bilgi Arama

İmzanın Hukuki Gücü ve İmzaya İtiraz Süreci

2026-09-16

SAYI:2026/12

İmza, bir kişinin belirli bir hukuki işlemi benimsediğini, işlem içeriğini kabul ettiğini ve iradesini dış dünyaya yansıttığını gösteren en önemli hukuki araçlardan biridir. Özellikle sözleşmeler, taahhütnameler, kambiyo senetleri ve benzeri belgelerde yer alan imza, ilgili kişinin belge içeriğini benimsediğinin ve doğuracağı hukuki sonuçları kabul ettiğinin en temel göstergesidir. Bununla birlikte uygulamada sıklıkla karşılaşılan imza inkârı ve imzaya itiraz uyuşmazlıkları, bir belgede imzanın bulunmasının tek başına her zaman hukuki güvenliği sağlamaya yetmediğini ve gerektiğinde imzanın aidiyetinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

  1. İmzanın Hukuki Dayanağı

İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza da el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur.1 İmza atamayanlar, imza yerine usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla parmak izi, el ile yapılmış bir işaret ya da mühür kullanabilirler.2 İmza, kişinin kimliğini belirlemeye elverişli olmalı ve onun iradesini yansıtmalıdır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenen kambiyo senetleri bakımından da keşideci veya düzenleyenin imzası, senedin zorunlu unsurlarından biridir. İmza bulunmayan veya geçerli şekilde atılmayan bir kambiyo senedi, hukuki sonuç doğurmaz.

  1. İmzaya İtiraz İncelemesinin Kapsamı

Özellikle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 170. maddesi kapsamında borçlunun imzaya itiraz etmesi hâlinde mahkeme, esas olarak senet üzerindeki imzanın borçluya ait olup olmadığını araştırır. Bu inceleme sırasında mahkeme, belgenin düzenlenme sebebini, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi veya borcun doğup doğmadığını araştırmaz. İnceleme tamamen şekli niteliktedir ve yalnızca imzanın aidiyetine yöneliktir. Mahkemelerde yürütülen imza incelemelerinde esas soru oldukça nettir: “Belge üzerindeki imza gerçekten ilgili kişiye mi aittir?”

Bilirkişi olarak görevlendirilen grafologlar, inceleme konusu imzayı kişinin daha önce attığı ve karşılaştırmaya esas alınabilecek “tatbike medar” imzalarla kıyaslar. Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen bu incelemede; kalem hareketleri, çizgi karakteristikleri, baskı derecesi, tersim tarzı, hız, ritim ve motor alışkanlıklar değerlendirilerek imzanın aynı el ürünü olup olmadığı konusunda teknik kanaate ulaşılır. Esasen imza, yalnızca belirli harflerin yazılması değil; kişinin zaman içerisinde otomatikleşmiş el hareketlerinin dışa yansımasıdır. Uzmanlar, imzayı bir yazıdan ziyade kendine özgü bir motor davranış olarak değerlendirir. Bu nedenle bilirkişi, benzerlik veya farklılıkları bilimsel yöntemlerle analiz ederek imzanın aynı kişi tarafından atılıp atılmadığı konusunda görüş bildirir.

1 MADDE 15- İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur. İmzanın el yazısı dışında bir araçla atılması, ancak örf ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli sayılır.

(Değişik fıkra: 13/2/2011-6111/213 md.) Görme engellilerin talepleri halinde imzalarında şahit aranır. Aksi takdirde görme engellilerin imzalarını el yazısı ile atmaları yeterlidir.

2 MADDE 16- İmza atamayanlar, imza yerine usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, parmak izi, el ile yapılmış bir işaret ya da mühür kullanabilirler.

Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır.

Ticari Hayatta Karşılaşılan Kötüye Kullanma Örnekleri

Uygulamada bazı kişiler, belgeyi bizzat düzenletmelerine rağmen daha sonra imzaya itiraz ederek hukuki süreci uzatma veya sorumluluktan kaçınma yoluna başvurabilmektedir. Daha da ileri örneklerde, belge üçüncü kişilere imzalatılmakta veya basit ve ayırt edici özellikleri zayıf imzalar kullanılarak sonradan aidiyet tartışmalı hâle getirilmektedir.

Kişi, kendi talimatıyla düzenlenen belgeye rağmen sonradan “İmzam taklit edildi.” iddiasıyla ceza makamlarına başvurabilmektedir. Böyle durumlarda tarafların elindeki elektronik yazışmalar, mesaj kayıtları veya diğer deliller imza incelemesinde değil; olası ceza soruşturması kapsamında önem kazanabilmektedir.

Dolandırıcılık şüphesinin bulunduğu olaylarda Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yapılacak suç duyurusu ayrı bir hukuki süreçtir. Ceza soruşturmasının başlaması, dava açılması ve bunun istinaf ile temyiz aşamalarından geçmesi, imzaya ilişkin özel hukuk uyuşmazlığından bağımsız şekilde ilerlemektedir.

  1. İmzanın Göz Önünde Atılması Her Zaman Yeterli mi?

Yaygın kanaatin aksine, imzanın alacaklının veya şirket temsilcisinin gözü önünde atılmış olması her zaman tek başına güvence sağlamamaktadır. Uygulamada, şirket yetkilisinin yerine başka bir çalışanın belgeyi imzalayıp teslim ettiği, buna rağmen belgeyi alan kişinin imzanın gerçek sahibine ait olduğunu düşündüğü örneklerle karşılaşılabilmektedir. Daha sonra ise belge sahibi olduğu iddia edilen kişi, imzaya itiraz ederek sorumluluğunu reddedebilmektedir.

Bilirkişi uygulamalarına ilişkin aktarılan bazı örneklerde, imza atılmadan hemen önce kol kaslarının ve dolaşımın geçici olarak etkilenmesi suretiyle kişinin doğal el hareketlerinin değiştirilmeye çalışıldığı ifade edilmektedir. Böyle bir durumda göz önünde atılan imza dahi kişinin olağan imza ritmini yansıtmayabileceğinden, bilirkişi incelemesinde farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Ne kadar bu tür yöntemlerin her olayda uygulandığını söylemek mümkün olmasa da bu örnekler imza incelemesinin teknik niteliğini ve uygulamadaki riskleri göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Bunun yanında, imzanın aidiyetinin tespitinde imzanın ayırt edici özellikler taşıması büyük önem arz etmektedir. Zira uygulamada bazı kişilerin kullandığı imzalar yalnızca basit bir çizgi, karalama, kısa bir işaret veya standart geometrik şekillerden oluşabilmektedir. Bu tür imzalar kişiye özgü karakteristik özellikler içermediğinden, grafolojik ve kriminal incelemelerde aidiyet tespitini güçleştirmekte, hatta bazı durumlarda sağlıklı bir karşılaştırma yapılmasını imkânsız hale getirebilmektedir.

İmza incelemesinin temel amacı, incelenen imzanın kişiye özgü alışkanlıkları, kalem hareketleri, baskı derecesi, başlangıç ve bitiş noktaları, eğim yapısı, harf karakterleri ve ritmik özellikleri üzerinden değerlendirme yapılmasıdır. Ancak şahsa özgü ve ayırt edici nitelik taşımayan, son derece basit şekillerden oluşan imzalarda bu kriterlerin önemli bir kısmı bulunmadığından, imzanın gerçek sahibi tarafından atılıp atılmadığının kesin şekilde belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilmektedir.

Bu nedenle özellikle ayırt edicilikten uzak, basit şekil ve işaretlerden oluşan imzalarda, imzanın yalnızca belge üzerinde bulunması tek başına aidiyet konusunda mutlak bir güvence sağlamamakta; somut olayın özellikleri, tarafların davranışları, belge düzenlenme süreci ve diğer delillerle birlikte değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

  1. Risklerin Azaltılması İçin Alınabilecek Önlemler

İmzaya itiraz ve imza aidiyetine ilişkin uyuşmazlıklar uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve çoğu zaman uzun süren bilirkişi incelemelerine konu olan ihtilaflardır. Bu nedenle özellikle ticari işletmeler, şirketler ve düzenli belge akışının bulunduğu iş ilişkilerinde, ileride ortaya çıkabilecek ispat sorunlarını en aza indirecek tedbirlerin önceden alınması büyük önem taşımaktadır. Nitekim bir uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra imzanın gerçek sahibi tarafından atılıp atılmadığının kesin olarak belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilmekte, özellikle ayırt edici özelliği bulunmayan imzalarda bilirkişi incelemeleri dahi kesin sonuca ulaşamayabilmektedir.

Bu kapsamda aşağıdaki tedbirler uyuşmazlık riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir:

    • Önemli sözleşme, taahhütname ve kambiyo senetlerinin mümkün olduğunca bizzat yetkili kişi tarafından ve gerektiğinde güvenilir tanıklar huzurunda imzalanmasının sağlanması,
    • Belgeyi imzalayan kişinin kimlik bilgilerinin ve temsil yetkisinin dikkatle kontrol edilmesi,
    • İmzalama sürecinin teslim tutanağı, kamera kaydı, elektronik kayıt veya benzeri yöntemlerle desteklenmesi,
    • Ticari ilişkinin yalnızca imzalı belgeye bırakılmayarak elektronik posta yazışmaları, mesajlaşma kayıtları, teslim tutanakları, banka kayıtları ve ödeme belgeleri gibi yardımcı delillerle desteklenmesi,
    • Özellikle yüksek meblağlı işlemlerde yalnızca imzaya güvenilmemesi, işlemin tüm aşamalarını ortaya koyabilecek delil altyapısının oluşturulması,
    • Şirketlerde imza sirkülerinin güncel tutulması ve imza yetkililerinin açık şekilde belirlenmesi,
    • Mümkün olduğu ölçüde güvenli elektronik imza kullanımının tercih edilmesi,
    • Kişiye özgü karakteristik özellikler taşımayan, basit şekil ve işaretlerden oluşan imzalar yerine, aidiyet tespitine elverişli ve ayırt edici nitelik taşıyan imzaların kullanılması.

Sonuç :

İmza, hukuki işlemlerin temelini oluşturan en önemli irade açıklamalarından biri olmakla birlikte, uygulamada tek başına mutlak güvence sağlamamaktadır. İmzaya itiraz davalarında mahkemelerin inceleme alanı çoğu zaman yalnızca imzanın aidiyetiyle sınırlı olduğundan, tarafların haklılığını gösteren ticari ilişki veya yazışmalar bu incelemede belirleyici olmayabilir. Bu nedenle özellikle ticaretle uğraşan gerçek ve tüzel kişilerin, yalnızca imzanın varlığına güvenmek yerine işlemin tüm sürecini belgeleyebilecek önlemler alması büyük önem taşımaktadır. Güçlü bir delil altyapısı ve dikkatli belge yönetimi, ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda hak kayıplarının önüne geçilmesinde en etkili korumayı sağlayacaktır.

Konuya ilişkin her türlü sorunuz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

Saygılarımızla,

Stj. Av. İlayda ŞAHİN Dava Departmanı