SAYI : ÖZDERİN 2026/6
Bilindiği üzere eser sözleşmeleri, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde iş sahibi açısından sözleşme kurulmasındaki asıl unsur işin süresinde ve gereği gibi teslimi, sözleşmenin ekonomik amacının gerçekleşmesi bakımından kritik önemdedir. Bu tip yüklenici sözleşmelerinde sıklıkla karşılaşılan uyuşmazlıklar uygulamada, özellikle: işin geç teslimi, eksik veya ayıplı ifa, zararların tazmini konularında yoğunlaşır. Bu bağlamda, sözleşmede iş teslim süresinin açıkça belirlenmesi ve gecikmeye bağlı cezai şart düzenlenmesi, iş sahibi açısından önemli bir hukuki güvence oluşturur. Bu bültenimizde sırasıyla iş teslim süresinin sözleşme ile açıkça karar bağlanmasının iş sahibi açısından önemi, belirlenmemesi halinde kanuni hükümler çerçevesinde nasıl bir yol izleneceği ve temerrüdün oluşacağı, iş teslim süresinin gecikmesi halinde sözleşme ile belirlenen cezai şartın önemi, belirlenmemesi halinde gecikmeye bağlı hangi zararların nasıl talep edilebileceği hukuken değerlendirilmiştir.
İş Teslim Süresinin Belirlenmesinin Hukuki Önemi
Türk Borçlar Kanunu sistematiğinde borçlunun temerrüdü için: borcun muaccel olması ve borçlunun ifada gecikmesi gerekir. Bu anlamda eğer sözleşmede kesin bir teslim tarihi belirlenmişse: yüklenici, ayrıca ihtara gerek olmaksızın (ihtarname ve/veya uyarıda bulunma şartı getirilmemişse) temerrüde düşebilir. Sözleşme ile açık bir iş teslim süresi belirlenmediği durumda ise: iş sahibinin yükleniciye ihtarname çekmesi gerekir ve kanundaki terimlere göre belirli bir makul süre vermesi gerekir. Haliyle sözleşme ile açıkça bir iş teslim tarihi belirlenmemesi süreçte gecikme ve ispat zorluğu yaratacaktır. Öyle ki kanuni maddelere göre yüklenicinin işi “makul süre içinde” teslim etmesi gerekir. Ancak “makul süre” kavramı somut olaya göre değişebileceğinden teknik bilirkişi incelemesi gerektirecektir, bu durum da iş sahibi açısından öngörülemezlik riskinin doğmasına sebebiyet verecektir.
Gecikme Halinde Cezai Şart Düzenlemesinin Önemi
Türk Borçlar Kanunu’na göre cezai şart; borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun ödeyeceği önceden belirlenmiş ispat gerektirmeyen belirli bir tutardır. Bir sözleşmede cezai şart öngörülecekse bunun avukata danışılarak ifaya ekli, borcun varlığından bağımsız, zarar talep hakkını zedelemeyen, ispat gerektirmeyen ve ihtirazi kayıt gerektirmeyecek şekilde öngörülmesi gerektiğinden mutlaka bir hukukçuya danışılarak belirlenmesi gerektiğini öncelikle dikkatinize sunarız.
Özellikle: gecikme cezai şartı (ifa gecikmesine bağlı) eser sözleşmelerinde yaygın olarak kullanılır. Zira yukarıda da açıklandığı gibi eser sözleşmeleri olarak adlandırılan yüklenici/yapım/inşa sözleşmelerinde iş sahibi açısından işin süresinde teslim edilmesi en önemli unsurlardan bir tanesidir. Cezai şart düzenlenmesi iş sahibinin olası gecikmelerde meydana gelebilecek zararlarını talep etmesi için hukuken ispat şartından kaynaklı yaşanabilecek zorlukların önüne geçmektedir. Şöyle ki gecikme halinde sözleşme ile herhangi bir cezai şart belirlenmemişse, Türk Borçlar Kanunu’nun 118 ve 125. Maddeleri çerçevesinde iş sahibinin gecikmeden doğan zararını ispat etmesi koşulu ile yükleniciden talep edebilmesi mümkündür. Ancak bilindiği ve takdir edileceği üzere hukukta ispat külfeti her zaman güçlük ve riskler içermektedir. Bu durumda iş sahibi: zararın varlığını, miktarını, gecikme ile illiyet bağını ispat edecek veriler ortaya koymalıdır ki bu da uzun bir yargılamayı gerektiren, hukukta en zorlayıcı usuli şartlardan bir tanesidir. Doktrin ve yargı kararlarına göre gecikme halinde ispat edilmesi koşuluyla kabul edilebilecek zararlar kira kaybı, kâr kaybı, işletme faaliyeti gecikmesi, finansman maliyetleri, alternatif hizmet alma maliyetleri olabilir. Ancak bu zararların fatura gibi somut delillerle ayrıca bunların gecikmeden kaynaklandığının uygun illiyet bağı ile ispat edilmesi gerekmektedir.
![]() |
Sonuç
Yukarıdaki değerlendirmeler kapsamında bir eser/yüklenici sözleşmesinde iş sahibi açısından en önem arz eden unsurlardan birisi iş teslimidir. Sözleşme ile iş teslim süresinin açık bir şekilde belirlenmemiş olması halinde kanuni hükümlere göre hareket edildiğinde ihtarname şartı, makul sürede bekleme şartı gibi hukuki gereklilikler temerrüdün geç oluşmasına, sürecin uzamasına sebebiyet verecektir. Yine gecikme halinde belirli bir cezai şart belirlenmemiş ancak gecikme nedeniyle zarara uğranmış olması halinde de; bu zararı ispat açısından hukuken karşılaşılabilecek güçlükler ve uzun yargılama süreçlerine neden olacaktır. Bu durumda ise iş sahibinin olası ihlallerde akde aykırılıkların veya zararların giderilmesi noktasında yüklenici üzerindeki üstün haklılık ve haliyle pazarlık gücünü azaltacak, çok sayıda muhtemel risk ve zararla karşılaşabilecektir. Bu nedenlerle eser/yüklenici/yapım sözleşmelerinde iş sahibi açısından mutlaka: açık ve net bir teslim süresi (tercihen ara teslim takvimi) belirlenmesi ve ek olarak: gecikmeye bağlı cezai şart (ifaya ekli, asıl borçtan bağımsız ve ihtirazi kayıt göstermeksizin) öngörülmesi önemle tavsiye edilir. Bu tip sözleşmelerdeki süre ve cezai şart düzenlemeleri yalnızca teknik ve hukuki hükümler değil, ayrıca iş sahibinin en önemli risk yönetimi araçlarından birisidir. Bu hükümlerin eksikliği ve/veya bir hukukçuya danışılmadan belirlenmesi, iş sahibini: ispat yükü ağır, sonucu belirsiz, uzun yargı süreçlerine açık, bir başka deyişle haklıyken çaresiz bir hukuki konuma sürükleyebilir.
Ele alınan hususlarla ilgili herhangi bir hukuki sorunuz olması halinde bizimle irtibat kurmanızı rica ederiz.
Saygılarımızla,
Av. Senem Nimet ÇETİN Danışmanlık Departmanı ve Uyum Yöneticisi
